

Türkiye’nin 3. büyük adası, bu ada üzerinde yer alan, Çanakkale iline bağlı ilçe. Ada, Çanakkale sınırları içerisinde yer almaktadır. Çanakkale’nin Geyikli beldesinden arabalı vapur yardımıyla adaya ulaşım mümkün olmaktadır. Bu arada geyikli ye girdiğimizde de çok hoşumuza gitti, cidden hoş bir köydü. Ayrıca adaya Çanakkale merkezden deniz otobüsü seferleri de vardır. Antikçağda tenedos olarak anılır bozcaada. Şarap üretimi, balıkçılık başlıca etkinlikleridir. Haziran 2000 yılında batı burnu civarında 10.2 MW gücünde 17 üreticiden oluşan bir rüzgâr enerjisi santrali kurulmuştur. Kurulduğu tarih itibariyle adanın enerji ihtiyacının yaklaşık 30 kat fazlasını karşıladığından, karaya elektrik iletmektedir. Turizme zarar vermemek amacıyla santralin ürettiği elektrik yeraltı kablolarıyla aktarılmaktadır.
Ada ya girdiğiniz andan itibaren bir huzura kavuşuyosunuz, çok farklı bir havası var. İnsan o an işi, gücü bırakıp küçük bahçeli bir ev alıp hayatımı burada sürdürüm diye iç geçiriyosunuz… İnanın burada stres atıyosunuz, yaşamaya daha farklı gözle bakıp nefes almayı hissediyosunuz. Pek dokunulmamış bakir kalmış diyebiliriz burası için. Biraz yunan havası esintilerinin olması da ayrı bir güzel. Burada yapılabilicek pek çok şey var. Çayır plajında windsurf ve kitesurf yapma imkanı bulabilirsiniz. Ada yolları engebeli olmadığından yürüyüş ve bisiklet turları. Bizim zamanımız kısıtlı olduğundan, Adanın tamamını adada hizmet veren minibüslerle gezme olanağı sunuyolar, bizde bunu tercih ettik. Ve o minübüsler belli başlı yerlere götürüyolar, şarap mağazası harika şarapları olan bi yer, bizde oradan şarabımızı aldık, güneşin batışını izlemek için, rüzgar güllerinin olduğu yere doğru yol aldık. Harika bir yer ve hem şarabınızı için hem güneşin batışını izlemek o manzara eşliğinde muhteşemdi.

Tarihte istilalara her zaman açık olan Bozcaada’yı koruyabilmek için kurulan kalenin, kim tarafından yapıldığı bilinmiyor. Mutlaka burayı da gezmeden gitmeyin derim.
Veeeee Bozcaada evleri ve sokakları… İnanın buraya giderken beklentim çok düşüktü, bu kadar güzel bir yer olucağını tahmin etmemiştim. Beklentilerimizin çok üstünde çıktı. Ada nın çoğu yeri doğallığını halen korumakta. Umarım bu böyle devam eder ama ülkemiz şartları malum doğal, tarihi alanları pek de kendi halinde bırakmayız. Bozcaada’ya gittiğinizde zaman ayırıp bu güzelim kapıların, pencerelerin bulunduğu sıra sıra evlerden oluşan sokakları dolaşın. Sokaklar o kadar tatlı ve hoş ki heryer ya üzüm, ya renk renk çiçekler, taşlı yollar, sessiz, ve nezih…
Şu otantik Yunan-Türk karışımı restoranları harika. Buradaki salaş, eski kokan, tarihi mekanlara bayılıcaksınız. Fiyatlar gayet makul. Mezeleri, Elmalı semiz otu, sarma, kalamar, kabak çiçeği dolması, balık çeşitleri gerçekten çok lezzetlilerdi. Bu arada masanızda rakıyı unutmayın tabi ki 🙂
E tabi dört tarafı denizlerle çevrili bir adadasınız durmayın ve bu muhteşem tertemiz suya bırakın kendinizi. Bozcaada nın her ucunda saklı koylar vardır. Sevimli, sakin ve doğallığı bozulmamış bir yer. Özellikle koyları kirlilikten henüz nasibini almadığı için tatilcilerin gözdesi. Akvaryum Koyu, Ayazma Plajı, Mermer Burnu ve Habbele adanın en ünlüleri. Ama benim tavsiyem bu cennet köşesinde siz kendi koyunuzu keşfedin. Zaten denizin rengi o kadar tatlı ki izlemeniz yeterli geliyor.


Umarım ülkemiz bu nadir kalmış bakir yerlerinden bu yerimizin kıymetini bilir ve buraya dokunmaz. Ama duyduklarıma göre buraya da ayak basıcaklarmış imara açılıcakmış falan, cidden böyle bi yere yazık olur. Sonrası malum lüks oteller, lüks mekanlar… En iyisi Bozcaada bozulmadan elinizi çabuk tutun ve gitmeye çalışın, yoksa çok üzülürsünüz…